Kitap Özetleri

Yaşamın Anlam ve Amacı – Alfred Adler

Yaşamın Anlam ve Amacı Adler’in kendi kuramı olan “bireysel psikoloji” konusunda yazdığı 1931’de yayınlandığı önemli bir yapıtıdır.  

İnsanı bekleyen 3 ana ödevini; ‘İŞ-GÜÇ, TOPLUMSALLIK ve SEVGİ-EVLİLİK’ olarak belirten Adler, yaşamın toplum için kendini geliştirmek, çalışmak ve bir amaç uğruna yaşamakla anlam kazanacağını vurgulamaktadır.

“Yaşam demek, insanlara ilgi göstermek, bütünün bir parçası olmak, elden geldiğince insanlığın esenliğine katkıda bulunmaktır.” 

Adler’e göre, yaşamın anlamı, deneyimlerimizle değil, bizim deneyimlere yüklediğimiz anlamlarla belirlenmektedir. Öte yandan çocuklukta geçen bazı olaylar, bizi yaşamı hatalı anlamlandırmalara götürür. Bunlara kendi özel durumlarından ötürü, yaşamın onlara fazlasıyla fazla bir yük yüklenmiş olan özel durumları olan çocuklar, bir şeyler vermek için değil, bir şeyler beklemek için eğitilen şımartılmış çocuklar, sevginin toplumsallığın ne olduğunu bilmeyen, bunları hiç yaşamamış olan ihmal edilmiş çocuklar neden olur. Adler bu durumdaki çocukların sorunlarının düzeltilebilmesi için her zaman yardıma ihtiyaç duyacaklarını belirtir ve bu durumları saptamak için rüyaların ve ilk anıların öneminden bahseder. İlk anılara bakarak onun toplumlaşma yönünde çaba harcayıp harcamadığına, yarına güvenle bakıp bakmadığını saptanabilir. Anıların aslında gerçek olup olmaması değil, kişinin bu anıya dair yargılarının önemine dikkati çekmektedir.  

Adler yaşamı anlamlandırmada aşağılık ve üstünlük duygularının önemine de değinmiştir. Aşırı şımartılmış veya ihmal edilmiş çocukların bencil olacağını ve sağlıklı toplumlaşma yaşamadıkları için aşağılık kompleksi ile yaşamlarını anlamlandıramayacaklarını belirtir. İnsanı sosyal anlamda güdüleyen en güçlü dürtü olan üstünlük amacı, topluma yarar sağlayacak şekilde sağlanması durumunda kişinin kendini hayatın dışında hissedeceğini ve nevrozların baş göstereceğini anlatır.  

Adler, hayatın tüm dönemlerinde, aile, okul, ergenlik dönemleri ve meslek yaşamlarında insanı yaşamın amacından, sağlıklı bir toplumlaştırmadan uzaklaştıran nedenleri, etkilerini ve bunları önlemek için yapılması gerekenleri günlük örneklerle, danışlarının klinik vakaları ile aktarmıştır. Bu dönemler arasında en önemli olanın eşler arasındaki iş birliği olduğunu belirtir.  

Eşler evlilik hayatında uyumlu, iş birliği içinde olurlarsa, kardeş ayrımı yapmadan yetiştirişlerse, çocuklarda bu iş birliği duygusu ile sağlıklı bir birey olarak hayatın tüm aşamalarına daha hazırlıklı olurlar. Artık “Yaşamın amacı nedir?”, “Bundan ne kazanabilirim?” gibi sorular sormazlar ve şöyle derler;  

Biz, kendi yaşamımıza gereken biçimi vermek zorundayız. Bu oldum olası boynumuzun borcudur ve bunun altından kalkabilecek gücümüz vardır. Biz eylemlerimizin efendisiyiz. Yeni bir şey mi yaratılacak ya da eski bir şeyin yerine yeni bir şey mi koyulacaktır, bu yalnızca bizim işimizdir.”