Kitap Özetleri

Sahip Olmak Ya Da Olmak – Erich Fromm

Arıtan yayınları  

Çeviren Aydın Arıtan  

 ERICH FROMM un 2.kitabı SAHİP OLMAK YA DA OLMAK orijinal ismi “TO HAVE OR TO BE”, Türkiye’de en çok ilgi gören kitaplar arasındaki yerini hiç yitirmedi. 

 Yahudi kökenli alman doğumlu Amerikalı PİSİKANALİST, SOSYOLOK VE FİLOZOFTUR. İnsancıl YAKLAŞIMIN en önemli temsilcisidir. 

 Sahip olmak ya da olmak nedir kavramlarını karşılaştırmalı inceleyerek ekonomik şartlarda değişen insan faktörünü; dinler arası kıyaslama ve bunların etkilerini insanlığın varoluşundan itibaren ele almıştır. Basitçe sahip olmak: dışsal ve maddesel olana bağlanmaktır ve olmak ise gelişmek, evrimleşmek, insanlık bilinci ile diğer insanları sevmek, onlarla bir olmaktır. 

 İnsan varoluşunun ve karakterinin iki temel özelliği vardır. Birincisi sosyal ve ekonomik kurumlar, ikincisi ahlak yapısıdır. Toplumsal düzen hangisini desteklerse, toplumdaki insanlar o özelliğe ağırlık verir ama sosyal ekonomik ve politik kurumları yenilemek, yeni bir ahlak anlayışı sonucu yeni bir toplum, yeni bir insan oluşturmak ile mümkündür.

 Orta çağ bitişi Rönesans ve yeni çağın başlangıcı ile dünyayı keşfeden insanoğlu, her istediğini yapma hakkını elde etmiştir. Bolluk ve konfor içinde yaşarsa bireylerin sıkıntısız mutlu ve huzurlu bir yaşamları olacağı sanılıyordu. Endüstri çağı ve doğanın nimetlerini sonuna kadar kullanan ve insanları buna dahil eden sanayi devrimi, siyasi ve politik kurumları da kullanarak bir makasın arasını açtı, herkesin mutluluğu yerine ortaya büyük ve güçlü devletler, zenginler ve fakir uluslar çıktı. Endüstri çağının çalışma düzeniyle ezilen insan, bürokratik kısıtlamalarla beraber bir çıkmaza düştü. Sanayi devrimi ve kapitalizme geçiş ile bireysel bencillik, kendi için istemek, bölüşmemek, sahip olmak ve bu hazların artmasıyla da aç gözlü, ihtiras sahibi kişilere dönüşmüştür. Sınıf mücadelesi düşmanlık ve yüze takılan maske, düzenin gerçeklerini ahlakın ilkelerini tamamen gizlemiştir. Önce bireyler, sonra toplum giderek hasta hale gelmiştir. 

 Doğa ve insan arasındaki iş birliğine ne oldu?  

Doğanın tüm kaynaklarını kullanıp dengesini bozarak onu sömürmemize rağmen, doğa kendini savunmuştur. Bu odak noktasını, toplumlar arasındaki farklılığı bir örnekle açalım. Dalında çok güzel bir çiçek düşünün. İlk kişi çiçeği dalından kopartmak ister. İkincisi kopartmak yerine onu görebilmek için sadece bakmakla yetinir. Üçüncüsü nasıl bir çiçek olduğunu, renkleri, büyüklüğü, kokusu, yetiştiği yer, faydalarını bilmeye ve anlamaya çalışır. Dördüncüsü ondan bir parça alıp başka yerlere dikmek bir bütün olup çoğaltarak çiçeğin canlı kalması ve yaşaması için çabalar. Doğa ile bir olmak, dünyayla doğru bir ilişkiye girmek, özü görmek felsefi olarak olgunlaşmak, canlılık ve hareket ile mümkündür. 

 Gelişme ve değişme, yaşamın iki temel ilkesidir. Bireylerin çocukluktan itibaren başlayan gelişimi konuşmak, okumak, bilmek, otorite, sevmek ve inançla oluşur. Belirli bir yaşa gelmiş birey zekâsı, bilgisi, aklı, arzuları ve içgüdüsüyle değişmeye başlar. Bu noktada şu soru ortaya çıkar: Sahip olmak mı, olmak mı? 

 SAHİP OLMA, başkaları tarafından formüle edilmiş, bazı klişeleri kendi inancıymış gibi benimsemekle ilgilidir. Bir başkasının tuzağına düşerek kendini önemli hissederek o bütünün bir parçası olduğunu sanır. Böylece düşünmek ve karar vermek derdinden kendini kurtarır. 

 OLMAK isteyen insan, önce kendisine, çevresine ve sonra da birlikte yaşadığı insanlara inanmak zorundadır, inanmazsa umutsuz, yalnız ve korku dolu olur. “İnancım var” değil “inanç içindeyim”. Kabul ettirilen otoriteye teslim olarak otoriteye değil, kişisel tecrübelere inanmak gerekir. Emin olmak, karşındaki insanı sevmek, içsel bütünlüğünü korumak her zaman canlı olma sevinci yaratır. Hoşnutluk sevgiyi artırır. OLMAK anlam kazanır. SAHİP OLMAK tutkusundan ve ben merkezcil bir yaşam anlayışından sıyrıldığında, kişi ölümden bile korkmaz. 

 

Elimizdeki HARİTA nedir? Kafamızdaki dünya yapısı içindeki yerimiz ve fikirlerimiz nedir? 

-üretim ekonominin değil, insanların ihtiyaçlarına göre olmalıdır. 

-doğayı sömürmek yerine, iş birliği yapılmalıdır. 

-insanlar arasında bilgi ve dayanışmaya önem vermelidir. 

-ekonomik çabalar insanların acısını azaltıp iyiliğe ve huzura hizmet etmelidir. 

-bireyler toplumsal yaşama aktif ve etkin bir şekilde karışmalıdır. 

 İnsan, çağdaş yaşam pratiğini değiştirerek, SAHİP OLMAK biçiminden vaz geçerek/kendine güvenen, bölüşen ve sevincini paylaşan biri olarak ortaya çıkar.