Makaleler ve Konferanslar

Hayat Bilgisi Dersleri

Yaz nasıl geçti?
Yaz ayları boyunca göremediğim sevdiklerime sordum bu soruyu?
Aradığım cevap ise, bir yel gibi geçti, hiçbir şey anlamadım şeklindeki hıza dair yanıtlar değildi. Hıza rağmen, “hayat bilgisi” ne katkılardı.

Zaman geçirmek mesele değil ki, önemli olan kalitesi, nasıl geçtiği değil miydi?

Seneca “Hayatın Kısalığı Üzerine” adlı eserinde, zamanla ilgili çok güzel örnekler verir; bir tanesi hatırlayabildiğim kadarı ile şu şekilde: der ki “birisi sizin çantanızı çalmaya kalksa vermemek için her şeyi yaparsınız, peki zamanınızı çalan kişilere neden aynı şekilde davranmazsınız?”

Konfüçyüs öğrencilerine Hayat Bilgisi derslerini, bizimki gibi okulda değil de, tüm Çin’i dolaşırken verirmiş. Bir şey gördüğünde öğrencileri ile paylaşarak öğretirmiş. Öyle ya, öğrencileri de aynı şeyi görseydi onlar da öğrenci yerine bilge olurlardı!

Ailemin büyüklerine soruyorum; “Hayat nasıl geçti, ne öğrendin hayattan” Yanıt: “o kadar hızlı geçti ki hiçbir şey anlamadım.” Bazılarınız sorabilir, illa hayattan bir şey öğrenmek lazım mı diye. Sevgili kardeşim, istesek de istemesek de öğreniyoruz zaten, olduğu yerde sayan var mı, doğduğu gibi ölen var mı? Sadece yöntemini biz seçebiliyoruz, acı ile mi tatlı ile mi?

Ne gariptir ki bu soruya tatlı ile dendiğini sanırız, oysaki birçoğumuz farkında olmadan acı ile demişizdir. Yani, hayatın acıları ile öğreniriz ve aynı acıyı yememek için aynı hataları tekrar etmek istemeyiz. Peki bu acıları yememenin olanağı var mı?

Çok şükür ki evet. Farkındalık yani bilinç kazanarak. Yani Hayat Bilgimizi çoğaltarak. Zaman hızlı aksa da biz hızlı akmayarak. Etkilerimizin nelere sebebiyet verdiğini fark ederek.

“..böylesine uzun bir yaşam boyunca neler başardın; kaç kişi, sen ne yitirdiğini fark etmeden yaşamını çaldı senden, önemsiz bir üzüntü, aptalca bir sevinç, içini kemiren bir utku, çıkara dayalı bir ahbaplık sana ne kadar zamana mal oldu; Sana ait olanlardan geriye ne kadar az şey kaldığını hatırla: Zamanından önce öldüğünü anlayacaksın!”

Bu yaz neler öğrendim dedim kendime, Hoca Seneca’nın dediği gibi zamanından önce ölmemek için. Bir tanesini sizinle de paylaşayım dedim: Bayramda malum, mezarlık ziyaretine giderken, mezarlığın çevresine dikilmiş ağaçları fark ettim. Onlar orada çok uzun zamanlardan beri vardı ama ben ilk defa bu kadar dikkatle onlara baktım, çünkü dikkatimi bir şey çekmişti. Yanlış budanmışlardı. Yan dalları sanki, bir insanın kolu omuzundan çıkmış değil de dirseğinden kırılmış gibi dışarıda bırakılmıştı. Bu hata, bana bir bahçıvanın önemini hatırlattı. Yalova Termal’ in o muhteşem bahçıvanı Pandeli Usta, (Termal’ de bir heykeli bile yok!) Yalova’ya hiçbir şey öğretememiş miydi! Üstelik onun eserleri gökyüzünü delercesine dimdik uzamışken ve biz bir çok kereler onların altında dolaşmış iken. Bir ağacın kendi başına büyümesini seyrettiğimizde, çeşitli hava koşulları karşısında daha çok genç iken yıkılabileceğini, yeteri kadar beslenmemişse kökünden devrilebileceğini, yan dallarına enerjisini vererek göğe uzanacağına bodur kalabileceğini gözlemleyebiliriz. Bunları düşünürken birden şimşek çaktı; aynen bir insanın büyümesi gibi diye düşündüm. Bizi büyüten, koruyanlar olmazsa çok genç yaşta ölebiliriz, doğru yolu gösterenler olmasa yan yollarda dolaşır amaçlarımıza hiçbir zaman varamayız, kısır bilgimizle yere yakın olanları görebilir ve yorumlayabiliriz sadece; gökyüzüne ait bilgileri ise belki bir bahçıvan, örnek bir insan ile ulaşabiliriz. Ağaçlardaki farklılık, farkındalık getirmişti. Teşekkür ettim sessizce o ağaçları budayana ve tüm bana örnek olan insanlara, aileme, öğretmenlerime ve bilgelere.

“Hayır, bize bağışlanan yaşam kısa değil, onu kısaltan biziz; ömrümüz yok değil biz onu boşa harcıyoruz.” Seneca

Oya UYSAL