Makaleler ve Konferanslar

At İzi İt İzi

Ayırt etmeye olan ihtiyaç üzerine…

2003 yılında Dünya Felsefe Kongresi İstanbul’da gerçekleştiğinde, Aktiffelsefe Feniks Dergisi için katılımcılarla röportaj yapmıştım. Dünyanın farklı yerlerinden gelen felsefecilere aynı soruyu sormuştum: “Bugün dünyanın en büyük problemi nedir ve bunu nasıl aşabiliriz?” Peru’dan gelen bir felsefeci “İnsanlık odak noktasını şaşırmıştır, artık doğruyu ve yanlışı ayırt edememektedir.” demişti. 13 sene sonra ülkemizde de gerçek ile yalanın, doğru ile yanlışın ayırt edilmesi bu kadar zorlaşmış ve insanların kafası karmakarışık hale getirilmiştir. Ayırt etmenin şart olduğunu, HAYAT bize acılarla öğretmektedir.

Ayırt etmek neden önemlidir? Çünkü seçimlerimizi, ayırt ederek yaparız. Hayatımız, mutluluklarımız ya da acılarımız, hepsi seçimlerimiz üzerine oturur. Kişiler, bilerek yanlışı tercih edebilir; işlerine, çıkarlarına öyle uygun geliyor olabilir ama büyük bir çoğunluk, “doğru” zannederek yanlışın peşinden gittiğini hayat içerisinde acıyla öğrenmektedir.

TV veya diğer medya kanallarından gördüğümüz, duyduğumuz şeyler, kafa sallayıp onayladıklarımız doğru mudur? Nasıl bilebiliriz? Tersi soru da anlamlıdır, neden bu yayın organları bilerek ya da bilmeyerek yanlışı yaymaktadır?

Nasıl ayırt edeceğiz?

Doğru nedir? Yanlış nedir?

Bugün manipülasyon veya algı yönetiminin en titiz şekilde yapıldığı dönemlerden geçmekteyiz. Neyin aleti oluyoruz? Hangi kriterleri ön planda tutarak seçim yapıyoruz? Ya da yapmalıyız? Ayırt ettiğimizde ne elde ederiz?

Şimdi sorulara teker teker, bilincimizin yettiği ölçüde yanıt vermeye çalışalım:

Basit bir çözüm önerisi getirmek istiyorum:

– Kalıcı ve evrensel olan şeyler, GERÇEK; diğerleri ise yalandır.

– Ya da kendi küçük benimiz için yararlı ve iyi olan şeyle, BÜTÜN için iyi ve yararlı olan şey karşılaştırıldığında, bütün için iyi olan DOĞRU’ dur.

– Seçimlerimizi yaparken çoğunlukla işimize, çıkarımıza veya korkularımıza ve önyargılarımıza göre seçimler yaptığımızda yanlış yaparız; ancak çıkar beklemeden, korku duymadan yaptığımız seçimler ise, bizim için doğrudur. Bizim için diyorum çünkü hiç kimse aynı bilinç seviyesinde olmadığı gibi aynı ihtiyaçlar içerisinde de değildir. Bu nedenle, farklı seçimler olabilir, kişinin bilinci içerisinde değerlendirilmelidir.

Peki, neyin aleti oluyoruz? Bazı kişilerin kendi çıkarlarına yönelik seçimlerinin devamı için, onlara alkış tutanlardan mı oluyoruz? Yoksa gerçekten özgür irademiz ve kendi bilincimizle seçimler yaptığımızı iddia edebilir miyiz? Hepiniz bilirsiniz, 2 reklam firması yöneticisinin birlikte aynı gün aynı temada bir reklam kampanyası başlatmaları istenmiştir. Ortaya çıkan kampanya, onlar daha çalışmaya başlamadan önce masalarına kapalı bir zarfta bırakılan kampanya ile aynı olmuştur. Bu nasıl gerçekleşmiştir? Yanıt yine aynı belgeselin içerisinde gösterilmiştir: İki reklamcıyı evlerinden alıp ofise getirinceye kadar yolda kampanya unsurları olacak unsurlar teker teker karşılarına çıkartılmıştır. İsteyen youtube’dan araştırabilir ve detaylı izleyebilir (https://www.youtube.com/watch?v=rDwr1-LOHRQ ). Acaba, önemli kararlar için de yolda bir sürü alt unsurlar farkında olmadan verilmiş ve biz seçtiğimizi zannederek, gerçekte olması istenene mi yöneltilmişizdir ?

O halde seçimlerimizi hangi kriterlere göre yapmalıyız? Her gün onlarca seçim yapıyoruz, neyi giyeceğimizden, neyi yiyeceğimizden, neyi söyleyeceğimizden, nasıl söyleyeceğimizden, nereye kiminle gideceğimize kadar onlarca seçim yapıyoruz. Bu seçimleri nasıl yapıyoruz? Kiminle eğleniyorsak ona doğru gidiyorsak, bunun her zaman bizi doğruya ulaştırmadığını tecrübe etmişizdir. Ne giydiğimizi, rahatımıza gelene göre seçmişsek, hayatımızın diğer seçimlerinde de tembellik ya da konforun ön planda olmadığından emin olmak gerekir ve bunların da doğru ile direk bir ilişkisi yoktur. Yani konforlu olan doğrudur diyemeyiz. Neyi söyleyeceğimiz, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz konulara göre biçimlendiyse vah bize, çünkü atasözlerimizde bile bunların bize ne kadar zarar verdiğinden bahsedilir: “Öfkeyle kalkan zararla oturur.” “Aşkın gözü kördür.” vb. Örnekler çoğaltılabilir ama sonuç olarak, kendi konforumuza, çıkarımıza, kibrimize, sevme ya da korkma potansiyelimize ya da tembelliğimize göre verdiğimiz kararların GERÇEK ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Böyle durumlarda bile GERÇEK ile karşılaşmışsak, saflığımız devreye girmiştir, bilincimiz değil. Biliyor musunuz, bunlardan daha da fazla cehalet ile seçimler yaparız. Cehalette kötü niyet olmasa bile, özellikle cehaletle hareket eden kişiler çok fazla manipülasyona tabi olurlar. Örneğin, o yıl nar suyunun faydalarından bahsediliyor olabilir ya da narın hangi hastalıklara iyi geldiği her kanalda tartışılıyor olabilir. Doğru mudur? Belki. Belki de abartıldığı kadar değil. Belki de nar yetiştiricilerinin bir tanıtım kampanyasıdır, kim bilir? Belki, nar fazlası vardır piyasada, olamaz mı? Her şeyden şüphe edelim demiyorum ama sorgulayalım diyorum. Bize sunulan çözüm önerileri gerçekten BÜTÜN için faydalı mıdır? Doğru mudur? İyi midir? Yoksa belli kesimler için mi yararlıdır? Casus filmlerinde söylendiği gibi “parayı takip edin”; bu kararınız kimin işine gelmektedir?

Şimdi tekrar seçimlerimizi neye göre yaptığımıza bakalım. Seçimlerini geçici olan üzerine yapanlardan mı yoksa kalıcı olan üzerine yapanlardansınız?

Ben sadece soru soruyorum. Kendime sorular soruyorum ve bu nedenle istenmeyen kişi olabilirim, Sokrates gibiJ.  Sokrates de gençlerin aklını çeldiği iddiaları nedeniyle yargılanıp, baldıran zehri içmeye mecbur bırakılmamış mıydı? O da sadece sorular sormuyor muydu?

Neden ilk ve ortaokul süresince kurduğumuz arkadaşlıklarımız her zaman tazedir de üniversite dönemindeki arkadaşlıklarımız o kadar birlik ve kardeşlik atmosferi içerisinde değildir? Benim yanıtım; çünkü daha ileri yaşlarda hepimizin içerisine çıkar, korku, kibir vb. gibi insanı çirkinleştiren unsurlar giriyor ve saflığımızı yitiriyoruz. Çocukluğumuzda dostluklarımızı; ödül, beklenti, çıkar, korku vb. üzerine kurmuyoruz ve bu nedenle uzun soluklu oluyor ve bizi mutlu ediyorlar.

Seçimlerimizi, rahatımıza, cebimize girecek paraya, bizi pohpohlayan kişilere, bir ödüle (bizi ya da çocuğumuzu işe almaları gibi örneğin) ya da sevdiğimiz-sevmediğimiz konulara göre yaptığımızda, bu bir zaaf halini alır. Karşımızdaki kötü niyetli kişiler, bu zaafı keşfettiklerinde onu kullanırlar. Bu kadar basittir, neden manipüle oluyoruz, neden farkında olmadan yanlışa alkış tutuyoruz? Bizden dolayı… Bizim zaaflarımızdan dolayı…

Çok şükür ki, insan zaaflarını yönetme kapasitesine sahiptir. İSTERSE…

Ayırt edersem ne kazanacağım soruma yanıtım ise, olgunlaşacağım, olgun insanın sahip olduğu güce ve hoşgörüye sahip olacağım, şikâyet etmeksizin kendi yolumda mutlu bir şekilde öleceğim. Çevremdeki olan bitenin anlamını kavrayacağım ve olgun bir zihne sahip olduğumdan çevremi de güzelleştireceğim. Kolektif olarak ileriye doğru gidişat için işbirliği yapacağım. Toplumun iyi, güzel ve adil yaşantısında benim de katkım olacak. Dolayısıyla çevresi sağlıklı ve mutlu olan kişi olarak ben de sağlıklı ve mutlu olacağım.

Oya UYSAL