Kitap Özetleri

Aşk ve İrade – Rollo May

YAZAR: Rollo May (Psikiyatrist-Psikoterapist 1909-1994)  

 Yazar, Varoluşçu felsefesinin yanı sıra hümanist psikolojinin de önemli isimlerinden biri olarak tanınır. Bu kitabında kayıtsızlığın ve sahteliğin hâkim olduğu şizoid1 dünyamıza, içi boşaltılıp anlamsızlaştırılan iki kavramı, yani aşk ve iradenin gerçek anlamlarını, kaynaklarını ve birbirleri ile olan ilişkilerini ortaya koymaya çalışmıştır.  Yazarın yaşadığı Victoria Dönemindeki (1837-1901) ile günümüzdeki aşk ve iradeyi, kıyaslama yaparak nasıl bir değişime uğradığını anlatır. 

 Yazar, kitabında, aşkın önceleri bizi yaşama bağlayan, ileri götüren bir süreç iken günümüzde gerçek duyguların kaybolmasıyla, sevgiden uzaklaşmasıyla güvensizlik yaratarak, cinselliğe daha çok eğilmesiyle irade eksikliği yarattığını ifade etmiştir. Günümüzde aşkı, ilişkiye verdikleri değere bir ölçü olarak kullandıklarından, aşka olan inançta azalma görülmüştür. “Öyle ki aşk kendine sorun olmuştur.” der. Yine o dönemde aile ve evlilik konularında tutuculuk ve gizem hâkim olduğundan aşk, sevgi ve cinsellik konuları ayıp ve suç sayılmıştır. Ancak 1. Dünya Savaşı’ndan sonra aşkı özgürce yaşamak mümkün olmuş, hatta nicelik niteliğin önüne geçer olmuştur. Aşkın erosla2 çatışma yaşadığından, aşkın itici gücü olan erosun yanlış anlaşıldığından söz eder. Gerçekte eros bizi yaşama bağlayan, en iyiye ulaşmamızı sağlayan, bize yaşam arzusunu veren, bizi üretkenliğe ve sanata yönlendiren güçtür. Ne yazık ki eros günümüzde sadece cinsellik ve bedensel faaliyetler olarak anlaşılmaktadır.   

 Rolly May; ölümün, aşkın ve tutkunun üzerindeki gücüne değinmiştir. “Ölüm korkusunun aşkı pekiştiren bir şey olduğunu söyler ve ölümü reddetmek aşkı zayıflatır” der. Aşkın “daimon3”ik yapısı olduğundan bahseder. Yani şeytan ve meleğin ayrılmaz bir parçası gibi olduğunu, bir ikilik söz konusu olduğunu “daimon”iğin yıkıcı ve yaratıcı olabileceğini söyler. Daimoniğin yarattığı olumsuz duyguları bastırmak yerine, kişi kendi “daimon”iği ile ahenk içinde yaşarsa ancak mutlu olabilir demiştir. Buna örnek olarak Sokrates’in kendi ölüm kararını seçmesi onun “daimon”iğini ortaya koyar. Yani içten gelen sesimiz ve iç rehberimizdir. “Daimon”ik insanın kendini, benliğini ortaya koyma biçimi ve kendi aşk ve iradesini yaşatma biçimi ile ortaya çıkar.   

İrademizi yönetebilmede zorlanma sebebinin modern yaşam ve teknolojinin de payı bulunmaktadır. Yani teknolojiden fazlasıyla yararlanarak, her şeyi kolay elde ederek sorumluluk almakta ve irade koymakta zorluk çekiyoruz. Bu da bizi edilgen hale sokuyor, iradeyi devre dışı bırakıyor.  

 

Aşk ve irade ancak kişiler arası iletişimle, deneyimle biçim kazanır. Günümüzde irade aşkın düşmanı olarak görülmekte, hâlbuki iradeyi bir görev gibi görüp, olgunlukla sorumluluk alarak başarılı kılabiliriz. Arzu ve irade dengesini de iyi kurmak gereklidir. Arzu hayatta kalma, uzun yaşama ve geleceği şekillendirmede iradeye güç vermektedir. İrade de arzuya benlik kazandırarak tehlikeye düşmesinden korur. Bir sağaltımcı olarak yazar, hastalarını incelerken aşkın ve iradenin eksikliğinin hayatlarını ne kadar zorlaştırdığını görmüştür.   

 Yazar ilişkilerde aldırışı (önemseme) temel taşı olarak görür; “aşk ve iradeyi bir araya getiren köprü gibidir” der. Önemsemek kayıtsızlığı yok eder. Kayıtsızlık olduğunda benlik dağılır, bireysellik yok olur. Eylemlerimize irade koyduğumuzda daha bilinçli oluruz.   

 Jung “Yaşamın ciddi sorunlarını çözerken sadece iç görü yeterli değildir, dış dinamikleri de değerlendirmeliyiz” demektedir. Alma verme dengesinin önemli olduğunu söyler.   

 Tarihte her çağın miras bıraktığını şimdide biçimlendirerek geleceğe kucak açmış oluyoruz. Aşk ve iradenin kaybolmasına sebep olan kayıtsızlık, boşluk ve güvensizliği yok etmek için ilişkilerimizde ve eylemlerimizde bilincimizi canlı tutmalıyız. Arzularımızı, tutkularımızı ve amacımızı iyi bilirsek, doğru yönetirsek terapiste ihtiyaç duymayız.